3 Mart 2005
made in march
böyle gecenin bi saati olmuşsa yine ve beklemekten başka bi çarem yoksa aklım başımdan gitmişse sevmezken kola içiyorsam sevmezken not aliyorsam seve seve ekrana baksam da kırmızı ışık yanıyorsa ve yıldızlar uçuşuyorsa garip şeyler oluyorsa ardı ardına şarkı iki defa farklı isimlerde çalıyorsa matematiğe olan sevgim her gün daha da artıyorsa uyanmak için çaba harcıyorsam dilsizsem imansızsam yaklaşık 29 yıldır yaşıyorsam hayat çizgim kısaysa bölünmüşse yedi ve katları defa sarı hatırlatma kağıtlarının hatırlatıcılığı konusunda derin kuşkular besliyorsam ipek bi halının üzerinde ince uyumayı hayal ediyorsam ve ayak tabanlarımda hissederek dansetmeyi döne döne döne döne..
28 Şubat 2005
mor gul savaslari
kalemin sapı donanmış, kelimeleri çiziyorum en gizli yerlerine iğneleriyle.
sızsın kan..
dolandığın iplerin içinden ne uzatsam çıkamazsın, sus, dinle, sus.
dilin de elin de dudakların da düşmanın..
sızsın kan..
dolandığın iplerin içinden ne uzatsam çıkamazsın, sus, dinle, sus.
dilin de elin de dudakların da düşmanın..
25 Şubat 2005
köprü-den leylim
sanir ki hayatını sadece söyleyerek geçirebilir
mümkündür belki..
el üstünde tutulan çam kozalağı
düşen fıstıklar
ayakları kolları boynu ıslıklanan melodi
peşinden koşmamak için deli olmak gerekir
kim ki? kar kesiği.
kim ki? yarda takılan.
kim ki? sen
ne güzel oldun.
düş hadi..
mümkündür belki..
el üstünde tutulan çam kozalağı
düşen fıstıklar
ayakları kolları boynu ıslıklanan melodi
peşinden koşmamak için deli olmak gerekir
kim ki? kar kesiği.
kim ki? yarda takılan.
kim ki? sen
ne güzel oldun.
düş hadi..
18 Şubat 2005
bes yil sonra
aslinda tahmin etmeliydim
bilmeliydim böyle bir haberin ulasacagini
hayati silip sevinci getirecegini
rüyamda ucan o atin üstünde gördügümde onu
hala genc hala ben gibi hala dedem gibi
kardesim
yola cikmis geliyor
sadece haftalar günler kalmis..
yillari saymaya korkup da böyle zamanin birden kisaldigini
kavusmanin baksam görecegim mesafeye yaklastigini
ögrenmek
dün gece
böyle iste nasil ifade edecegini bilemiyorsun
hele kimseye söyleyemiyorsan
hele sebep seni delirtiyorsa
derin oflar cekip
ayni anda üzüntü ve sevinc gözyaslari dökmek
deli gibi bagirmak istemek denize karsi
kardesim eve dönüyor
kardesim eve dönüyor
kardesim
eve
dönüyor.
bilmeliydim böyle bir haberin ulasacagini
hayati silip sevinci getirecegini
rüyamda ucan o atin üstünde gördügümde onu
hala genc hala ben gibi hala dedem gibi
kardesim
yola cikmis geliyor
sadece haftalar günler kalmis..
yillari saymaya korkup da böyle zamanin birden kisaldigini
kavusmanin baksam görecegim mesafeye yaklastigini
ögrenmek
dün gece
böyle iste nasil ifade edecegini bilemiyorsun
hele kimseye söyleyemiyorsan
hele sebep seni delirtiyorsa
derin oflar cekip
ayni anda üzüntü ve sevinc gözyaslari dökmek
deli gibi bagirmak istemek denize karsi
kardesim eve dönüyor
kardesim eve dönüyor
kardesim
eve
dönüyor.
9 Şubat 2005
tel saran asabi el
yabancı.
kuytu.
kemik, süt.
damar.
mandrake, şairane, tüfek.
etek, süpürge, cem, takla, maden.
bin.
samur.
düş.
tokat, ayak, zeytin, amade, parya, bağ.
yan.
kuytu.
kemik, süt.
damar.
mandrake, şairane, tüfek.
etek, süpürge, cem, takla, maden.
bin.
samur.
düş.
tokat, ayak, zeytin, amade, parya, bağ.
yan.
26 Ocak 2005
tilki tilki saatin kac?
yine bes olmus, yine bes olmuuus
yine kasim gozum sesi bes olmuus
diye bir sarkii soylemembusaattesartolmuus
yine bes olmuus kafam kes olmuus
elimdilimsozum birbirine karismiis
lala la la laaaa lala la la laaaa
yine kasim gozum sesi bes olmuus
diye bir sarkii soylemembusaattesartolmuus
yine bes olmuus kafam kes olmuus
elimdilimsozum birbirine karismiis
lala la la laaaa lala la la laaaa
15 Ocak 2005
cok hizli oku, dilenci.
siz meleklerden yardım bekliyorum
öksürüğüme son verin
siz melekler sağda mı
solda mısınız?
yazın
yazın deftere
öksürüyorum ben
işim rast gitsin
melekler öksürüğüm geçti işim rast
şimdi tutun serçe parmaklarımdan dört
çekin!
melekler çizgiler çekin defterlerime
her yıl için eğri
her on yıl için eksi
ve uç uca eklenip koca bir tekneye dönüşsün çizgiler
ne iskele ne alabanda
ne tarik
ne de sancak
motor sesi silsin kulaklarımızın pasını
tiz erkek çığlıkları
ve ete kemiğe bürünmüş ciğer doğrayan demir parçaları
her vuruş yağmur damlası
her vuruş açsın damarlarımızı
her vuruş ve eşlik eden
her vuruş
evet daha akıllıyız ondan sonra
ve evet daha mahir ellerimiz
ve evet gözlerimiz de keskin
belki daha dairesel bir tavır izlediğimiz bile söylenebilir
zaman daima geri dönülen
ve an be an tekrarlanan
(özür dilemek ve karşılığında bir gülümseme almak parantez içinde)
buzdur öyle bir zindan ki cam önünde demir parmaklık
izle asla ulaşma
bil asla dokunma
varol asla bir olma
yuvarlanarak eritilen gümüş
çizilerek kırılan cam
çınar ağaçlarının gölgesinde külçe demir sandalyeler
tentelere düşen yağmur
bağdaş kurup ağa sofrasında sinide öğle yemeği
ve camın ardından başka görünen dünya
insanlar.
tavırlar bakışlar.
herkes öz halini seriveriyor masaya
öyle arkada durup
bu böyle, şu şöyle,
bu o, şu da bu, bu kim ve
bu da kim deyiveriyorsun.
bu mercek nasıl ayna?
içe güm.
öksürüğüme son verin
siz melekler sağda mı
solda mısınız?
yazın
yazın deftere
öksürüyorum ben
işim rast gitsin
melekler öksürüğüm geçti işim rast
şimdi tutun serçe parmaklarımdan dört
çekin!
melekler çizgiler çekin defterlerime
her yıl için eğri
her on yıl için eksi
ve uç uca eklenip koca bir tekneye dönüşsün çizgiler
ne iskele ne alabanda
ne tarik
ne de sancak
motor sesi silsin kulaklarımızın pasını
tiz erkek çığlıkları
ve ete kemiğe bürünmüş ciğer doğrayan demir parçaları
her vuruş yağmur damlası
her vuruş açsın damarlarımızı
her vuruş ve eşlik eden
her vuruş
evet daha akıllıyız ondan sonra
ve evet daha mahir ellerimiz
ve evet gözlerimiz de keskin
belki daha dairesel bir tavır izlediğimiz bile söylenebilir
zaman daima geri dönülen
ve an be an tekrarlanan
(özür dilemek ve karşılığında bir gülümseme almak parantez içinde)
buzdur öyle bir zindan ki cam önünde demir parmaklık
izle asla ulaşma
bil asla dokunma
varol asla bir olma
yuvarlanarak eritilen gümüş
çizilerek kırılan cam
çınar ağaçlarının gölgesinde külçe demir sandalyeler
tentelere düşen yağmur
bağdaş kurup ağa sofrasında sinide öğle yemeği
ve camın ardından başka görünen dünya
insanlar.
tavırlar bakışlar.
herkes öz halini seriveriyor masaya
öyle arkada durup
bu böyle, şu şöyle,
bu o, şu da bu, bu kim ve
bu da kim deyiveriyorsun.
bu mercek nasıl ayna?
içe güm.
10 Ocak 2005
simdi buyuk an
saat alti nesliyan kaldik buralarda.. yok ya! evet evet saat sabahin altisi.. ne isimiz var peki buralarda.. bilmiyorum ama bak iste oldu. yazilar daha buyuk olmaliydi ya uf yeterince buyuk iste.. peki peki tamam perdede buyuk gorunur.. simdi ne oldu bi de basina logo mu istiyosun.. evet.. nasil olucak simdi o.. olucak iste.. bi de gecis bulmak lazim.. uyumak isti- aa bak.. inanmiyorum super.. hi hi hi cilgin bisey oldu abi cuk diye oturdu walla.. tamam o da oldu oteki de oldu.. hadi.. hi a ha ha cok komik bu.. hepten ucurdun ama.. oldu ya nerde hareket.. tamam da bu kadari.. a a neden oyle bozuk sinyal gonderdi.. bilmiyorum.. simdi muzigi de koyalim... nerdeydi? masaustune atmistim evet onlar..
17 Aralık 2004
-kimin ustun oldugu sorusunun icinin bosalmasi-
isik nasil da berraklastirici dedi;
guncicegiekoseetek gulumseyerek,
biraz saf ve saskin,
gokyuzune agac yapraklarina tas duvarda oynasan renkli golgelere bakarak
gozu yukarda hep yukarda
ince cenesi biraz kackin sagdan sola kosarak hic durmadan ardarda kelimeleri siralayarak devam etti gokyuzu ne mavi ne hizli
insanlar ne aceleci ve hayat ne kadar komik
kar taneleri nasil baska
geyik kafalari ne budakli
kopek gozleri ne yakin eldivenlerim ne sicak
su adamin basini sivazlamasi ne dokunakli
ve digerinin adim atislari..
arkasini donup solda bir noktaya dikip gozlerini
neden bu kadar yuvarlak bu dunya
bir turlu herseyi tam goremiyorum..
bir yuzey aydinlikken oteki karanlik ve dusunmek en az konusmak kadar manasiz.. dedi yavasca soldurarak sesini..
baktigi yone dogru ilerledi comeldi sonra yere uzandi kisa tirnaklariyla bir cicegi kopardi
- bu mavi mine.. neden bin yildir takip ediyor her dondugumde yuzune..
titreyen ince cene nemlenmis kocaman gozler yuz yasinda lacivert nineler gibi..
cok sikici sana can vermeye calismak
sonraki hareketini hayal etmek birde kendimden ayirmaya cabalamak
bir amac gutmek ozgur olmamak gore gore
-gore yazmak
boktan bi durum
ki yazamamamin sebebi de bu ileri geri her yone sinirlar koymamin duvarlar ormemin..
tek istedigim sey.. yerde
olmak .
kendi kendimi yokediyorum
ama neden sadece olmaktan ve
olmekten korktugumdan mi?
kabullenemeyis
ne zaman?
inanc?
kendi kendine keader?
kes kulaklarini parmaklarini cikar gozlerini dogra dilini..
bi masaya karsina bir saat alip otursan ve
olene dek onu izlesen
de ayni bu yasam simdi de ayni..
guncicegiekoseetek gulumseyerek,
biraz saf ve saskin,
gokyuzune agac yapraklarina tas duvarda oynasan renkli golgelere bakarak
gozu yukarda hep yukarda
ince cenesi biraz kackin sagdan sola kosarak hic durmadan ardarda kelimeleri siralayarak devam etti gokyuzu ne mavi ne hizli
insanlar ne aceleci ve hayat ne kadar komik
kar taneleri nasil baska
geyik kafalari ne budakli
kopek gozleri ne yakin eldivenlerim ne sicak
su adamin basini sivazlamasi ne dokunakli
ve digerinin adim atislari..
arkasini donup solda bir noktaya dikip gozlerini
neden bu kadar yuvarlak bu dunya
bir turlu herseyi tam goremiyorum..
bir yuzey aydinlikken oteki karanlik ve dusunmek en az konusmak kadar manasiz.. dedi yavasca soldurarak sesini..
baktigi yone dogru ilerledi comeldi sonra yere uzandi kisa tirnaklariyla bir cicegi kopardi
- bu mavi mine.. neden bin yildir takip ediyor her dondugumde yuzune..
titreyen ince cene nemlenmis kocaman gozler yuz yasinda lacivert nineler gibi..
cok sikici sana can vermeye calismak
sonraki hareketini hayal etmek birde kendimden ayirmaya cabalamak
bir amac gutmek ozgur olmamak gore gore
-gore yazmak
boktan bi durum
ki yazamamamin sebebi de bu ileri geri her yone sinirlar koymamin duvarlar ormemin..
tek istedigim sey.. yerde
olmak .
kendi kendimi yokediyorum
ama neden sadece olmaktan ve
olmekten korktugumdan mi?
kabullenemeyis
ne zaman?
inanc?
kendi kendine keader?
kes kulaklarini parmaklarini cikar gozlerini dogra dilini..
bi masaya karsina bir saat alip otursan ve
olene dek onu izlesen
de ayni bu yasam simdi de ayni..
13 Aralık 2004
üney agnetik utup oktası
...baştan;
oturmuş dünyaya bakıyorum,
kocaman.
parçalanmış yapboz.
hergün daha da..
parçalar birbirini tamamlıyor ama
kutuplar gibi kaçıyorlar;
aynı..
yorgun
uykusuz dengesiz
hep aynı hep aynı
sadece söylemek istediklerim vardı
içimden geçenler..
sonra birdenbire varlığımdan sıkıldım ve uyumaya karar verdim..
oturmuş dünyaya bakıyorum,
kocaman.
parçalanmış yapboz.
hergün daha da..
parçalar birbirini tamamlıyor ama
kutuplar gibi kaçıyorlar;
aynı..
yorgun
uykusuz dengesiz
hep aynı hep aynı
sadece söylemek istediklerim vardı
içimden geçenler..
sonra birdenbire varlığımdan sıkıldım ve uyumaya karar verdim..
26 Ekim 2004
23 Ekim 2004
birine değil bakana değil birine değil bakana .. değil
bilerek bir adım geride durarak uzaktan bakarak koruyarak kendini kaptırmadan o sinirini bozan adına "aptallık" dediğin aslında aptallık değil başka birşey olduğunu bildiğim o şeyden itinayla uzak durarak güzel güzel ellerimi yıkıyorum yüzümü ayaklarımı kollarımı sonra onları yenlerinin içinde kırıyorum bi güzel sızıyor kan ama ben hep temizim sebebim var sebebim yok sebebim ben bi tek değiştiremeyeceğimi bildiğimden bildiğim gibi devam ediyorum fıtık oluyorum o arada kendime hemen geri dönüyorum yüzüne bakıyorum öpüyorum ellerinden dizlerinden elimde tırmık sürüyorum toprağını bereketlendirmek niyetiyle uçuşuyor martılar düşüşüyor martılar ölüleri yüzünden yaylı tambur sesleri işliyor midemizi gerçek olabilmek ne kadar zorsa o kadar rekor kırıyoruz yıllar geçiyor, geçmiş olsun.. demek ya da başın sağolsun bekliyorsun usanmadan.. olabilir belki sendelemeden yürümek güneşe bakabilmek dengeyi sağlamak konuşmadan daha uzun süre yanında oturmak yeniden "insan gibi" insan olabilmek mümkün sanıyorsun.. sanıyorum. komik. herşey eskisi gibi olsa da hiçbirşey eskisi gibi olmayacak bu büyük ve manalı bir laf değil sedece hissi bilip söze dökememekten çember içinde kalış. ama uyuma bence. uyumak dendiğinde bugünlerde çok sinirleniyorum belki her sabah uyuyakaldığımdan.. ne kadar istersem o kadar veriyorlar hep alıştığım gibi.. bir şeyi başarmak bir yere ait olmak bir yolda ilerliyor olmak raya oturmak ve çuf çuf çuf nereye? neden? hani işler yolunda gidince geri dönecektim? hani işlerin yolunda olması yetecekti? hani? neden değişen birşeyin olmayacağını unutmaya çalışıyorsun? dört yaşında verdiğin pozla 28 yaşında verdiğin poz aynı? sonuç sımsıcak bi gülümseme nedenini sorna...
harf hatalarının neden olduğu anlam kargaşasını kafana göre çöz herhangi bir hayvana ya da canlıya bağlama canını, avuç içlerinin resmini çek, zımba teliyle para destelerini zımbala, saate bakıp paniğe kapıl, bir kağıda çiz ne olacak ne yazılacak hangi uça hangi kulak. belirle. kapat dosyayı. taş olsun saçtığın her söz damağında.
harf hatalarının neden olduğu anlam kargaşasını kafana göre çöz herhangi bir hayvana ya da canlıya bağlama canını, avuç içlerinin resmini çek, zımba teliyle para destelerini zımbala, saate bakıp paniğe kapıl, bir kağıda çiz ne olacak ne yazılacak hangi uça hangi kulak. belirle. kapat dosyayı. taş olsun saçtığın her söz damağında.
20 Ekim 2004
18 Ekim 2004
yasli adem ganj kedin
ne çabuk değişiyor şarkılar onlarcası peşpeşe vakti kuyruğunda sürükleyerek sonra kayıyor parmaklar ses yankılanıyor koca bi salonda ve bir otomobilde ismini yazmakta zorluk çektiğime inanamıyorum akıl kırığı çocuk yanağı, siyah saçlara başka gözler gülümseme, göz kırpma nefessiz ve ss hemen ardından kağıt kesiği damga, uçan balon, tutuşturulmuş marmara çırası uzaktan düşme, deniz feneri, karton kutulu taşınma macerası Alo? evet başka bir yönden baktığında belki yukarıdan belki yularımdan tutabilirsin gürültüyü yakınından uzaklaştırmak istiyorsan en iyisi kulağımı bükmek kavga etmek neden delice görünmüyor hayır dışı değil avuç içi havuç karası bir neden dansetmek akıllıca kendinden geçmek gibi bulurken aynı anda bu yeni müzikle birbirine nasıl geçti ikisi hah hepsi palavra derviş dönüşü üstüne pank zıplayışı hemen ardından saçların süpürsün yerleri hepsi birden kıvır ıvırr zıvırr sen meleğim hiç durmadan ağlardın niye..başkaları da başkaymış vay! okyanus ciğerimi sağlam kıl, rüzgar yıprat tenimi, ayakkabımın kayıp teki yüzümün yanında yerini al, ey ey eyyy kıyamet zebanileri geri döndüm, kocaman alnım benim bakın neler yazıyor? k a y ı p en iyiyi bilmekbulmakboğmak zorundasın ve güneye sapmadan kuzeyden hah keskinleştir duyularını uyarıya bak! daha ne kadar?
15 Ekim 2004
üç şehir
ne varmış uzaklarda, kim konuşurmuş, kimin eli kimin cebinde kimin sesi kimin solugunda, belli belli gözlerine baktığında elli kere belli. ilk defa bir şehre gittim, bir şehre ilk defa gittim ve şehrime olan benzerliğine şaştım hem gece hem de gündüz, bu kadar benzerken bu kadar tenha oluşuna iki katı şaştım ama soğumadım, soğuk bi denizi kulaçladım ısındım, yeraltı damarları gönderdi iyileştirici enerjisini kanıma karnıma yüzüme; tuzlu, ılık, dalgalandırdıkça denizi sevincim arttı, dalıp baktıkça diplere, çocuktum, açıktım, şeffaf ve sakin..
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)