26 Haziran 2005

m d

az önce yeşil adamı görüp sokağıma geçerken tam karşımda bir motosiklet iki kez gaz verdi "gösteriş" tam bu sırada kurduğu cümlenin aynısını kuruyordu aklım bu kaçınılmayan tesadüf neden tek olmayı tercih ettiğimi bilmiyorsunuz diyerek koşturuyordu ardımdan ve elinde 6lı dış kapıda takılan anahtarı çıkartmaya çalışırken çünkü asla yeterince oran olamadım torbayı yatağın üzerinde boca edip mutfaktan açacağı getirince tek istediğim neden karanlıksa perdeleri mi açmalı yoksa güneş gözlüklerini mi çıkarmalı ele geçirmekti kontrolü 500e ulaşmış tamamlanan paket oysa şu sayılı gün sürecek yalnızlığımda tartmayı hayal ettiklerimden hiç birini tartamayacağımı biliyorum

20 Haziran 2005

bir buket sinir

gerçek
değilmişim sanki..


saydam
geçirgen
uçucu


martaval

16 Haziran 2005

b.b.m.

"açelyalar hep hatırlatır seni bana"

tam onyedi yıl sonra yeniden
şarkı

o zaman kaybetmekten korkarken
bugün yokluğuna..

kemik

merdivenler var sarmal ikili dörtlü altılı,
kromozomlar gibi dizilmişler; çok, çok yukarıya..
elimde bir küçük gümüş ibrik,
soğuk, hissediyorum,
su damlıyor taş zemine, ritmi bozuk..
şimşekler çakıyor uzak gökyüzünde, fırtına ortası haşmetli davulcu,
tam
ta
tam diye yavaş ve korkunç vuruyor kaburga kemiklerime..
bir sayı dizisi geliyor dilimin ucuna
söylesem tesbih dağılacakmış gibi, tutuyorum ağzımın içinde..

korkuluk parmak ucunda zıplayarak uzaklaşırken yanımızdan şöyle diyor:
ben başka bir rüyadan gelmiştim, şimdi geri dönmeliyim..
zıplayarak giderken bir gelincik koparıyor, siyaz beyaz hayalimde tek renk,
merdivenli kulenin dibinde elimde ibrik, son damlalarım yankılanıyor pıt pıt..

15 Haziran 2005

vah

ama değil!

hav

"Be The Best.
No Negativity,
No Weakness,
No Acquiescence To Fear Or Disaster,
No Errors Of Ignorance,
No Evasion From Reality."
tik tak tik tak tik tak tik tak
J.B

14 Haziran 2005

soruyu sormayi becerince cevabi bulmak da kolaylasiyor

bu gece martıların sesi neden bu kadar net duyuluyor?
yarın, o iki kişilik diyaloğu, neden yarattın?
eve seni kim bırakacak; şarkıya uygun, düştüğünde kim tutacak?
ve neden saçımda doğuştan bir kırmızı bir siyah bir de beyaz tutam var?
peki iyi vakit geçirdiğimde suçlu hissetmemin sebebi yanımda olmaman mı?
apaçık konuştuğumuz halde yanlış anlaşmamızın sebebi ne peki,
ölü beyin hücrelerimiz mi yoksa plastik kaygılarımız mı?
ne demekse, bilirsin..
ve inanca dair bir nutuk dinlemeye ihtiyacım var;
bi hayalet köpek havlayarak anlatabilir, korkarım ama kaçmam,
dinlemiyomuş gibi yapabilirim,
ama herkes gitse de you're a sad eye lie, you're a holocaust.

12 Haziran 2005

o ooo

yine mi yeni saat ve değişen tek şey peş peşe eklenmiş dakikalar..
üzerleri ses iz im yüklü kabataslak..

saat basi

yazmaya niyetliydik bölündük ya yeterince parçalı ki bugün bulutlu değilmişiz gibi ısrar devam ediyor dört bir koldan
ben yazmaya ısrar ediyorum
iş bitmemeye ısrar ediyor
yanımdaki zat uyumaya devam ediyor
o cin gibi bakmaya devam ediyor
öteki gözünü çıkartmak ister gibi ekrana yakın bakmaya devam ediyor
hala gecenin bu saati olmuş aptal telefonum çalmaya
ve sinirli olduğum halde çok sakin durmaya..

dün gece yarısına beş kala eve gelen misafirlerden genç ve daha makul deli olanı biz aramızda kopuk diyoruz doğuştan;
önceki gece hap çakmış üstüne de bi şişe viski içmiş bi adamdan iki tokat bir de tekme yediğini anlattı bu saatlerde bi sürü geyik muhabbetinin ardından sakin
ve ekledi bu benim kaçıncı travmam oldu acaba?
saydık utanmadan 1 2 3 4 5 6 7 yuh!

karşısına oturup ne söylenebilirdik ki?
hadi yatalım uyuyalım..

sonradan baslik: 70

saatlerce yazmak istiyorum aklımdan içimden geçen şeyleri her şeyleri..
kelimeler uçuşup dursunlar manalı manasız.
kimse kalk demesin oturduğum yerden kimse gel ya da git demesin kimse bozmasın eylemimi ilişmesin.
o kadar çok yazayım ki boynum sırtım belim tutulsun ayaklarım uyuşşsun parmaklarıma kramplar girsin ama hiç telefon çalmasın ve hiç kapı ve hiç sabah olmasın belki ve hiç konuş demesin kimse bana
demeye kalmadan çaldı işte telefon daha bir dakika mı oldu başlayalı?

çaresiz kalk yürü git!

8 Haziran 2005

bir konusma

başlatmak niyeti ile oturdum karşısına
bekledim biraz
kültablası, kırmızı boncuklar ve kurumuş yaprak kalıntıları ile oynadım
o okumaya devam etti
kalkıp mutfağa yürüdüm
yabancı bir evde ne yapacağını bilemeyen küçük çocuklar gibi bir bardak su doldurdum camın önünde köşeden görünen boğaza bakarak içtim
sen
kutuyu masaya koydun prospektüsü de üzerine
bin tane yan etkisi var bunun
dedin
keşke ölsem
dedin
her zamanki gibi abartarak
suyu saksıya boşaltıp bardağı pervaza bıraktım
üç adım atıp yanına oturdum
elini avucumun içine onu da kucağıma koydum
öleceksin dedim i'yi ve n'yi uzatarak
merak etme
öleceksin.

5 Haziran 2005

n i m b u s d d i

kanat çırpışları eski bir kitabın sayfaları,
dökülüyor dönerek kayarak havada engellere takılmış..

küçük çiviler mıhlayıp insan yüzleri tasarladığım gibi birleşiyor sayılar harfler formüller;
koşup oynayan, zıplayan doğrulan, yalan canlı, büyük gözlü yaratıklar parmağımın ucundan çıkma..
çıkma?
çamur yoğuran, renk parmaklayan, kuş tüyleriyle, yaylar, serifler eyleyen eller mi bunlar?
tek bir çekiç darbesi yanlış vuramazken;
şimdi yaptım bozdum, yaptım geri aldım, yaptım sildim yaptım, daha bi defa daha yeniden yaptım: oldu.

aynısını kaç kişi daha.. kusursuz
kaç kişi daha kopyalayıp yapıştırmayı bilen..
kaç?

oysa mahir ellerimiz;
bakınca değişken,
bakınca başkasının ki gibi,
bakınca iç içe geçip bir sonsuz sekizine benzeyen,
ardında hem bir kafes gölgesi hem de bir yarın..
tutun,
uçup gitmesinler.

4 Haziran 2005

y i k a

karanlık
gölge
ışık





ben böyle birşey görmedim

3 Haziran 2005

is someone getting the best..

itiraf aptallık zincir doğum direnç suistimal ilmik güç zafiyet kazanmak kaybetmek ölüm yaşam seçim yemin red inanç gerçek acı güven hayat sevgi tedavi umut başlangıç
kalp kırığı aptallık itiraf yorgunluk

hepsi bi şarkıda
şarkı bin defa kulağımda bin defa dilimde:
foo fighters - the best of you